Şehrin içinde
bir Kasaba
Ankara'nın hızla akan trafiğinin, kalabalık ofislerin ve bitmeyen bildirimlerin arasında bir nefes alanı kurmak istedik.
Kasaba; şehrin tam ortasında, ama şehrin temposundan biraz uzakta duran küçük bir buluşma yeri olarak doğdu.
"Burası bir kafe değil, bir ofis değil, yalnızca bir atölye de değil. Burası, üretmek ve birlikte var olmak isteyen insanların kendine bir köşe bulduğu bir kasaba."
Kasaba'nın fikri, "keşke şehirde, kendimizi içine bırakabileceğimiz, üretebileceğimiz, tanışabileceğimiz bir yer olsa" cümlesinin defalarca tekrarlanmasıyla başladı. Ankara'da, farklı disiplinlerden gelen insanların aynı masaya oturabileceği; bir gün seramik, bir gün yoga, bir gün okuma grubu yapabileceği esnek bir alanın eksikliğini hissediyorduk.
Bu eksiklikten yola çıkarak Öveçler'de, Lizbon Caddesi'nde küçük ama nefes alan bir mekan kurduk. İçine iki temel köşe yerleştirdik: tasarım, psikoloji ve sanat odaklı üretimlerin yapıldığı Tabula Rasa ve beden odaklı pratiklere ev sahipliği yapan Aktif Alan. Geri kalanı, gelen insanlarla birlikte şekillendi; hâlâ da şekillenmeye devam ediyor.
Hikayemiz
Neye İnanıyoruz?
Kasaba'nın temel inancı basit: insan, başka insanların yanında daha iyi düşünür, daha iyi üretir ve daha iyi hisseder. Kalabalık değil, topluluk; tüketim değil, üretim; izlemek değil, katılmak. Bu üç ayrım, Kasaba'da yaptığımız her şeyin temelidir.
Bir atölyeye gelen kişiye "katılımcı" demeyi sevmiyoruz; ona "Kasabalı" diyoruz. Çünkü buraya bir kere adım atan herkes, mekanın ve topluluğun bir parçası olur.
Buraya gelmenin tek koşulu vardır: meraklı olmak.